Gürol Canbek, gcanbek@hotmail.com


   

Barış Manço İle Beraber...

Sözlerime nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Barış Manço aramızdan ayrıldı. Ve gittiğinden beri yokluğunu daha da derinden hissediyorum, hissediyoruz. Bir ömür ama dört bin yıllık bir çınarın gür bir dalı. Kim bilir ne filizler yeşeriyordur üzerinde ve ne dallar uzayacak göğe doğru. Barış Manço'yu anlamak çok kolay ama anlatmak çok zor diye düşünüyorum. "Yahu Barış Manço işte" demek başlangıç için belki de yeterli. Bu iki kelimenin bir araya gelmesi hemen bir çok mantıklı, gurur verici, tatlı, düşündürücü, tebessüm ettirici gibi bir çok duyguyu veya kavramı peşinden hemencecik getiriveriyor. Bu yüzden O aramızdan ayrıldı demek istemiyorum. Çünkü O bizle beraber; biz Barış Manço ile beraberiz. Barış Manço ile beraber...

Barış Manço'nun hayatıma girmesi ilkokul yıllarıma rastlıyor. Malatya'nın Doğanşehir ilçesine babamın tayini dolayısı ile taşınmıştık. İlkokul arkadaşım Nihat, Barış Manço'yu çok severmiş. Arkadaşım Eşek, Ali Yazar Veli Bozar yılları ... İlk kendisi dinletmişti evlerindeki küçük teybinden. Çok etkilenmiş ve beğenmiştim. Hatta bir keresinde sınıfta öğretmenimiz öğrencilere şarkı söyletiyordu. Nihat'ın Ali Yazar Veli Bozar şarkısını söylemesinden sonra aynı şarkıyı bir de ben söyleyince arkadaşımızın biri söz isteyip "Öğretmenim, Nihat Gürol'dan daha güzel söyledi" yorumunu yapmıştı.

Sonraları televizyonun yardımıyla Barış Manço'yu daha da tanımaya başlamıştım. Siyah beyaz ekranlarda Halil İbrahim sofrasının klibini hatırlar gibi oluyorum. Satın aldığım ilk kaseti Değmesin Yağlı Boya. Sonraları en önemli uğraşlarımdan biri Barış Manço'nun eski kasetlerini aramak oldu -Ne yazık ki bu uğraşta pek de başarılı olamadım, halâ bir çok eski kaset ve plağı elimde yok. Lisede okurken Malatya'daki bir kasetçiden Sayan Plakçılık'dan çıkan Dağlar Dağlar; Yavuz Plakçılık'dan Ben Bilirim, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa kasetlerini bulabilmem beni çok mutlu etmişti. Bu kasetçiye ısrarla Barış Manço'nun eski kasetlerini İ.M.Ç'den getirtmesini istiyordum. Satıcı da Barış Manço'yu bu kadar ilgi göstermeme şaşırarak ve belki de biraz küçümseyerek "Neden Barış Manço'yu bu kadar istiyorsun ?" diye sorunca "Bu kasetleri kız arkadaşıma hediye olarak alıyorum. O çok beğeniyor" dedim. Böyle cevap verişimin sebebi nedense çevremdeki arkadaşlarımın Barış Manço'nun müziğini, hiciv ve mistik hikayeler içeren sözlerini derinlerine inemediklerinden hep küçümsemeleri. Bu konuda bir çok kişiye Barış Manço'yu savunduğumu hatırlarım. Çok yazık ki bu durum haksız bulduğum bir şekilde ölümüne kadar sürdü. Her nedense hiçbir değerimizi benimseyemediğimiz gibi onu da olması gereken yere yani başımızın tacına çıkartmayı bir türlü beceremedik. Ne televizyonlar, ne radyolar, ne gazeteler, dergiler ve ne de insanlar ona hakkettiği ilgiyi göstermediler; çoğu onu göz ardı etmenin ya da küçümsemenin hafifliği içindeydiler.

Lisede yabancı müziğe de ilgi gösteriyordum bu şekilde Barış Manço'nun yerli sanatçılara göre farklarını algılamam daha da kolay oldu. Müzikte otorite değilim ama gerçekten de Barış Manço başarılı bir yabancının yaptığı müzik seviyesinde eserler üretiyordu. Lise yıllarında org çalmaya başlamıştım. Favori şarkılarım her gün söylediğim Barış Manço şarkıları idi. Hayır'ı Dönence'yi iki elde ayrı melodileri ile çalıyordum. Hemen hemen diğer tüm şarkılarını kendi yorumum ile bir şekilde çalıyordum.

Üniversite sınavında İ.T.Ü Bilgisayar Mühendisliği'ni kazanmam ile hayatımın İstanbul yılları başladı. Yoğun derslerin arasında özel ilgi alanım müzik ile uğraşıyorum. Arkadaşım Atahan ile beraber Sultanahmet'teki Rus pazarından bir akustik gitar almıştık. Üniversitede Halk müziği, Sanat Müziği ve Çelik'ten Batı Müziği Solfeji dersleri aldım. Ayrıca İ.T.Ü çok sesli korosunda bulundum. İstanbul Müzik festivalinde ve üniversitede konserler verdik. Bütün bunların içinde Barış Manço'nun yeri hiçbir zaman solmadı. Bu arada gitar çalmayı da geliştiriyordum. En çok sevdiğim, dinlemek ve söylemekten sıkılmadığım Dağlar Dağlar'ı ve Gülpembe'yi gitar ile çalıp söyleyebilmek bana büyük bir mutluluk veriyordu. Taksim'de Nick The Chopper ve Disco Manço kasetlerini bulmuştum. Barış Manço'nun bulduğum veya yeni çıkan her kaseti birbirinden hoş ve güzeldi. Son yıllarında yeni kasetleri çok sık aralıkta çıkmıyordu. Eski kasetlerini bulmak bu sürelerin uzamasından doğan sabırsızlığımı azaltmama yardım ediyordu.

Barış Manço o sıralarda 7'den 77'ye adlı programlarını yapıyordu. Yeni kuşaklar da onu tanımaya ve sevmeye başlamıştı. Programlarında da herkesten farklı, özgündü. Bir gün kutuplarda, bir gün ekvatorda, NASA'da, Hollywood stüdyolarında, Hollanda'da futbol kampında, Mısır'da çöllerde piramitlerde Türkiye'nin dışarıya açılmaya başladığı yıllarda o da kültür alanında büyük bir köprü görevini başarı ile yapıyordu. Ayrıca yurdumuzun köşe bucak göstermediği bilinmeyen yerleri; anlatmadığı duyulmayan hikayeleri kalmadı. Modern Evliya, Barış Çelebi lâkapları gerçekten anlamını buluyordu. Mümkün olduğu kadar o programlarını da kaçırmamaya çalışıyordum. Keşke onları uygun bir saatte yeniden yayınlasalar.

Japonya konserini kaldığım öğrenci yurdunda büyük bir kalabalık içinde bir milli maç izler gibi büyük bir coşku ile izlemiş, onunla bir kez daha gurur duymuştuk. Bir tek futbol maçlarında sandalyelere kimliklerini bırakarak yer ayırtan kişiler sadece böyle bir konser için aynı ihtiyacı duyuyorlardı. Japonlar kendi lisanlarında olmayan birini biraz zor kabul edebilir diye insanın aklından geçerken bunu bir Türk başarıyor, yazık ki oralarda ülkesinde göremediği ilgiyi görüyordu. Şarkıları araştırılıyor, eserleri ve kendisi hakkında konferanslar düzenleniyordu. Belçika, onur payesi veriyordu. Fransa'da Edebiyat ve Sanat Şövalyesi nişanını alıyordu. Fransız Guiana'sında ilk Türk uydusunun fırlatılışını televizyonda izlerken onun ezgilerini (2024 ikinci yolculuk) dinliyorduk. İşte bunlar ve daha niceleri onu Barış Manço yapıyordu.

Onun gibiler yani Beatles'ın hayattaki üyeleri 3 double kaset/CD'den oluşan Anthology'yi çıkarmışlardı. Çok güzel böyle çalışmanın ülkemizde -alelâde nostalji furyalarının dışında yapabilecek tek bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda sanatçısından biri Mançoloji'sini 40. sanat yılında çıkaracağını duymuştuk. Gerçekten bu albümün biran önce çıkması için sabırsızlanıyordum.

Bu beklentiler içinde iken o gece tesadüfdür ki Barış Manço şarkılarını söylüyordum. İşte o saatlerdi ki Barış Manço fani dünyadan göçtü. Bir ülkeyi gerçekten sarsan üzücü bir haberdi. Beni telefon ile arayan vefalı bir arkadaşımdan "Meğer Barış Manco'yu ne kadar da seviyormuşuz" sözlerini duydum. Hemen hemen herkesteki his bu idi. Türk insanının büyük bir parçası artık aralarında değildi. Geriye döndüklerinde ise pek de iç açıcı manzaralarla karşılaşmıyorlardı. Barış Manço'nun çoktan fark ettiği, uyardığı ve hatta kendisini küstüren, kıran manzaralar. Onu gerçekten seven ve anlayan büyük bir kitle biraz da utanç ile onu uğurladık. Böyle bir ilgi nicelerine olduğu gibi ne bileyim bir Mevlana'yı uğurlarken; bir Turgut Özal'ı uğurlarken yaşanabilirdi. Çünkü o büyük bir derya kadar düşünür; gönüllere taht kuracak kadar Cumhurbaşkanı idi. Gerisini hepimiz biliyoruz. Hayat devam ediyor; sonrasında bir çok şeye tanık olduk, oluyoruz. Ama gerçekten bir şeyler farklı. Onun yokluğu ya da varlığı.

Kara haber hepimize ulaştığı sırada şu anda bulunduğunuz Internet sayfasını hazırlıyordum. Ona lâyık bir Internet sayfası hazırlamak için kollara sıvamıştım. Bitince kendisine bu siteyi sunmak istiyordum. Ama nasip olmadı. Bu siteyi onu sevenlere, Kurtalan Eksprese, ailesi Lâle, Doğukan ve Batıkan Manço ve BARIŞ MANÇO'ya ithaf ediyorum.

Gürol CANBEK
29 Ocak 2000
Malatya